Siber Güvenlikte Bildiğimiz Dünya Değişiyor
8 min read
Yapay Zekâ Olmadan da Şaşırtmayı Başaran 7 Siber Güvenlik Gelişmesi
Siber güvenlik denildiğinde son dönemde hemen hemen bütün tartışmaların aynı noktaya yöneldiğini görüyoruz: Yapay Zekâ.
Oysa yapay zekâyı tamamen gündemden çıkardığımızda bile siber güvenlik dünyasında son derece çarpıcı bir dönüşüm yaşanıyor.
İnternetin fiziksel kablolarının askeri unsurlarla korunmaya başlanması, bugün kullandığımız şifreleme teknolojilerinin değiştirilmesi için küresel çapta hazırlık yapılması, saldırganların sistemleri hacklemek yerine geçerli kullanıcı hesaplarıyla sisteme giriş yapmayı tercih etmesi ve devletler arasındaki çatışmaların siber operasyonlarla eş zamanlı yürütülmesi…
Bunların hiçbiri bilim kurgu senaryosu değil.
Bunlar 2025–2026 siber güvenlik dünyasının gerçekleri.
Ve bazıları gerçekten şaşırtıcı.
1. İnternetin %99’undan Fazlası Denizlerin Altından Geçiyor

İnterneti çoğu zaman kablosuz bir teknoloji olarak düşünüyoruz.
Wi-Fi kullanıyoruz.
Mobil internete bağlanıyoruz.
Bulut sistemlerine erişiyoruz.
Uydu bağlantılarından bahsediyoruz.
Fakat küresel iletişimin fiziksel altyapısı düşünüldüğünden çok daha geleneksel bir teknolojiye dayanıyor:
Denizaltı kablolarına.
International Telecommunication Union’ın 2026 yılında yayımladığı bilgilere göre dünya veri trafiğinin %99’undan fazlasını denizaltı telekomünikasyon kabloları taşıyor.
Yani gönderdiğiniz bir e-posta, gerçekleştirdiğiniz finansal işlem veya eriştiğiniz uluslararası bir bulut hizmeti binlerce kilometre boyunca okyanusların tabanında bulunan fiziksel kablolardan geçebiliyor.
Asıl şaşırtıcı gelişme ise başka.
Bu kablolar artık yalnızca telekomünikasyon altyapısı olarak görülmüyor.
Ulusal güvenlik konusu olarak değerlendiriliyor.
Baltık Denizi’nde enerji ve iletişim kablolarında yaşanan olayların ardından NATO, Ocak 2025’te Baltic Sentry isimli yeni bir faaliyet başlattı.
Operasyon kapsamında kritik denizaltı altyapısının korunması için savaş gemileri, deniz devriye uçakları ve insansız deniz araçları dahil çeşitli unsurların kullanılması planlandı.
Düşünün:
Bir zamanlar “network güvenliği” dediğimizde firewall konuşuyorduk.
Bugün ise internet altyapısını korumak için savaş gemilerinden söz ediyoruz.
Siber güvenlik artık yalnızca siber değil.
2. Dünyanın Şifreleme Altyapısı Değiştiriliyor

Bugün bankacılık sistemlerinden VPN bağlantılarına, dijital sertifikalardan kurumsal iletişime kadar çok geniş bir ekosistem açık anahtarlı kriptografiye dayanıyor.
RSA ve eliptik eğri kriptografisi gibi yöntemler dijital dünyanın temel güven mekanizmaları arasında.
Ancak dünyada sessiz fakat son derece büyük bir dönüşüm başladı:
Post-Quantum Cryptography – Kuantum Sonrası Kriptografi.
NIST (National Institute of Standards and Technology) bugün kurumlara kuantuma dayanıklı yeni algoritmalara geçiş hazırlıklarının başlaması gerektiğini açık şekilde söylüyor ve üç nihai PQC (Post-Quantum Cryptography) standardının uygulanmaya hazır olduğunu belirtiyor.
Buradaki şaşırtıcı nokta şu:
Bugün mevcut şifrelemeyi kırabilecek ölçekte bir kuantum bilgisayar bulunmaması, bugünkü verilerin güvende olduğu anlamına gelmeyebilir.
Çünkü saldırganların uygulayabileceği son derece basit bir strateji var:
Harvest Now, Decrypt Later.
Yani:
“Şimdi veriyi ele geçir, yıllarca sakla, teknoloji yeterince geliştiğinde şifresini çöz.”
Bu nedenle özellikle uzun yıllar gizli kalması gereken devlet, savunma, finans, sağlık ve fikri mülkiyet verileri açısından kuantum tehdidi geleceğin değil, bugünün risk yönetimi konusu haline geliyor.
Başka bir ifadeyle kurumların yalnızca sistemlerini değil, kullandıkları matematiği bile güncellemeleri gereken bir döneme giriyoruz.
3. Hackerlar Artık Sisteme Girmiyor. Oturum Açıyor.

Yıllarca siber saldırıyı şöyle düşündük:
Saldırgan bir güvenlik açığı bulur.
Exploit geliştirir.
Firewall’u aşar.
Sunucuya erişir.
Yetkisini yükseltir.
Veriyi ele geçirir.
Fakat modern saldırıların önemli bölümünde saldırganın bütün bunlara ihtiyacı olmayabiliyor.
Çünkü elinde çok daha değerli bir şey bulunabiliyor:
Geçerli bir kullanıcı hesabı.
2026 güvenlik öngörülerinde saldırganların giderek daha fazla “break in” yerine “log in” yaklaşımını kullandığı özellikle vurgulanıyor.
Kullanıcı adı doğru.
Parola doğru.
MFA tamamlanmış olabilir.
Cihaz kurumsal olabilir.
Bağlantı teknik olarak başarılıdır.
Ama klavyenin başındaki kişi yanlış kişidir.
Bu değişim siber güvenliğin temel sorusunu da değiştiriyor.
Eskiden:
“Bu kullanıcı sisteme girebilir mi?” diye soruyorduk.
Şimdi:
“Bu kullanıcı gerçekten iddia ettiği kişi mi ve şu anda yaptığı işlem normal mi?” diye sormamız gerekiyor.
Bu nedenle Identity Security, Privileged Access Management, phishing-resistant MFA, davranış analizi ve Zero Trust gibi yaklaşımlar artık birbirinden bağımsız güvenlik teknolojileri değil.
Aynı problemin farklı parçaları haline geliyorlar.
4. Parolanın Sonu Gerçekten Başlamış Olabilir

Yaklaşık 60 yıldır bilgisayar güvenliğinde aynı yöntemi kullanıyoruz:
Kullanıcı adı + parola.
Parolaları uzattık.
Karmaşıklaştırdık.
90 günde bir değiştirdik.
Sonuna ünlem koyduk.
Sonra kullanıcılar unutunca Help Desk’i aradık.
Sonra MFA ekledik.
Fakat şimdi ilk kez parola tamamen ortadan kalkabilecek noktaya geliyor.
FIDO Alliance’ın Mayıs 2026 verilerine göre dünya çapında yaklaşık 5 milyar passkey kullanımda.
Araştırmaya katılan kullanıcıların %75’i en az bir hesabında passkey etkinleştirmiş durumda. Kurumların %68’i ise çalışan girişleri için passkey teknolojisini devreye almış veya devreye alma sürecinde.
Passkey yaklaşımının en önemli farklarından biri phishing’e karşı dirençli olması.
Kullanıcının saldırgana verebileceği klasik anlamda bir parola bulunmuyor.
Sahte web sitesine yazılabilecek parola yok.
Saldırganın veri tabanından çalıp başka sistemlerde deneyebileceği parola hash’i yok.
Bu nedenle yıllardır kullanıcılara söylediğimiz:
“Parolanızı kimseyle paylaşmayın.” cümlesinin yerini gelecekte çok daha radikal bir yaklaşım alabilir:
“Zaten paylaşabileceğiniz bir parola yok.”
Siber güvenlikte bazen en etkili çözüm, problemi daha iyi yönetmek değil, problemi tamamen ortadan kaldırmaktır.
5. Devletler Arasındaki Savaşın Yeni Cephesi: Klavye

Siber operasyonların devletler tarafından kullanılması yeni değil.
Ancak 2025 yılı önemli bir değişime işaret etti.
SIPRI (Stockholm International Peace Research Institute) ‘nin 2026 değerlendirmesine göre Rusya-Ukrayna savaşında kapsamlı siber operasyonlar devam ederken, Mayıs 2025’te yaşanan ciddi kriz sırasında Hindistan ve Pakistan ilk kez siber operasyonları açık biçimde silahlı çatışmanın bir parçası olarak kullandı.
İran ve İsrail arasındaki çatışmada da dijital misillemeler fiziksel çatışmayla birlikte gerçekleşti.
Bu durum geleceğin savaş alanını tarif ediyor.
Kara. Deniz. Hava. Uzay. Ve artık: Siber uzay.
Bir ülkeye zarar vermek için her zaman fiziksel altyapıyı bombalamak gerekmeyebilir.
Elektrik sistemini durdurmak,
İletişim altyapısını kesmek,
Lojistik sistemlerini bozmak,
Finansal işlemleri aksatmak
Veya kamu hizmetlerini erişilemez hale getirmek de stratejik sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle kritik altyapı güvenliği artık yalnızca şirketlerin BT departmanlarının problemi değildir.
Ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
6. İnternetin Omurgasındaki Router’lar Casusluk Hedefine Dönüşüyor

Siber güvenlik ekiplerinin önemli bölümü doğal olarak endpoint, sunucu ve uygulamalara odaklanıyor.
Fakat saldırganların ilgisini çeken başka bir nokta var:
Ağın kendisi.
2025 yılında CISA (Certified Information Systems Auditor) ve uluslararası ortakları, Çin devlet destekli tehdit aktörlerinin dünya genelinde telekomünikasyon, devlet, ulaşım ve askeri altyapıları hedeflediğini açıkladı.
Özellikle dikkat çekici hedeflerden biri büyük telekomünikasyon sağlayıcılarının backbone router’ları oldu.
Yetkililerin değerlendirmesine göre saldırganlar bazı durumlarda router’larda değişiklik yaparak ağlarda uzun süreli ve kalıcı erişim sağlamaya çalışıyor.
Bunun neden önemli olduğunu anlamak için basit bir benzetme yeterli.
Bir saldırganın bilgisayarınızı ele geçirmesi kötüdür.
Sunucunuzu ele geçirmesi daha kötüdür.
Ama iletişimin geçtiği altyapıya yerleşmesi…
Binadaki bir odayı dinlemek yerine binanın telefon santralini ele geçirmek gibidir.
Bu nedenle network cihazlarının artık yalnızca “paket taşıyan cihazlar” olarak görülmemesi gerekiyor.
Router, switch, firewall ve diğer altyapı bileşenleri doğrudan güvenlik hedefidir.
7. Siber Güvenlik Artık “Saldırıyı Engellemek” Demek Değil

Belki de bütün bu gelişmeler arasındaki en önemli değişim teknolojik değil, düşünsel.
Uzun yıllar siber güvenliğin temel amacı şuydu:
Saldırganı içeri sokmamak.
Ancak günümüz altyapılarının büyüklüğü, tedarik zincirleri, kimlik sistemleri, bulut servisleri, üçüncü taraf bağlantıları ve jeopolitik tehditler düşünüldüğünde bu yaklaşım tek başına yeterli değil.
Yeni soru şu:
“Saldırı gerçekleştiğinde çalışmaya devam edebilir miyiz?”
Bu nedenle Cybersecurity kavramının yanında giderek daha fazla:
Cyber Resilience konuşuluyor.
Çünkü %100 güvenli sistem diye bir şey yok.
Ama saldırıya uğradığında operasyonlarını sürdürebilen, saldırıyı hızla tespit eden, etkisini sınırlandıran ve sistemlerini geri döndürebilen kurumlar olabilir.
Bu küçük görünen kelime değişikliği aslında siber güvenlik stratejisinde büyük bir paradigma değişimini temsil ediyor.
Sonuç: Firewall’dan Savaş Gemisine

Siber güvenliğin geldiği noktayı belki de tek bir karşılaştırma anlatıyor.
Bir dönem güvenlik mimarimiz kabaca şöyleydi:
Internet → Firewall → Network → Server
Bugün ise konuştuğumuz güvenlik alanları:
Identity → Endpoint → Network → Application → Data → Cloud → Supply Chain → Telecom → Satellite → Undersea Infrastructure → Quantum Cryptography
Ve listenin büyümeye devam edeceği açık.
Belki de en çarpıcı gerçek şu:
Siber güvenlik artık yalnızca bilgisayarların güvenliği değildir.
Kimliğin, verinin, iletişimin, ekonominin, kritik altyapının ve hatta devletlerin operasyonel devamlılığının güvenliğidir.
İnternet kablolarının savaş gemileriyle korunduğu,
Dünyanın kriptografik altyapısının gelecekte ortaya çıkabilecek bilgisayarlara karşı bugünden değiştirildiği,
Saldırganların sistemleri hacklemek yerine geçerli hesaplarla oturum açtığı,
Parolanın onlarca yıl sonra gerçekten ortadan kalkmaya başladığı
Ve fiziksel savaşlarla siber operasyonların aynı anda yürütüldüğü bir dönemdeyiz.
Dolayısıyla siber güvenlik dünyasında artık şu soruyu sormak yeterli değil:
“Sistemimiz güvenli mi?”
Asıl soru şu olmalı:
“Yarın tehdit modeli tamamen değiştiğinde sistemimiz buna hazır mı?”
Çünkü günümüzde en büyük risk yalnızca saldırıya uğramak değildir.
Tehdit dünyasının değiştiğini fark ettiğinizde hâlâ dünün güvenlik modelini kullanıyor olmaktır.
Seyhan Tekelioğlu